gelecektekigıdalarımız

Bilim, açlığa meydan vermeyecektir

wordpress’deki bloğumuzu nacikgoz’den nazimiacikgoz’e dönüştürdük

Posted by Nazimi Acikgoz 12/05/2012

Sayın “GELECEKTEKİ GIDALARIMIZ” OKUYUCULARI;

* GÖRÜLEN LÜZUM ÜZERİNE BLOĞUMUZ BUNDAN BÖYLE  “A Ç L I K   K A P I D A MI”  başlığı ile https://nazimiacikgoz.wordpress.com portalında devam edecektir.

* “GELECEKTEKİ GIDALARIMIZ” daki yazılar buradan da ulaşılan arşivlerde ve dolayısıyla arama motorlarında yerlerini almaya devam edecektir.

BİLGİLERİNİZE!

Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz

Posted in tarımsal biyoteknoloji | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

TOHUMCULUĞUMUZUN YENİ STRATEJİ GEREKSİNİMLERİ!

Posted by Nazimi Acikgoz 13/04/2012

Dünya tohumculuk pazarı son verilere göre 37’si ticari, geri kalan çiftçinin kendi kullanımı olmak üzere 55 milyar US$ dır. Bu pastadan pay almak için her ülke yeni tohumculuk sistemleri geliştirmektedir. Türkiye bu konuda oldukça geç kalmıştır. Henüz 1985’lerdeki liberasyonla kurulmaya başlayan özel Türk tohumculuk firmalarının, özellikle çeşit geliştirme konularında yalnız bırakıldıklarını bir gerçek. Sistemde Üniversiteler adeta “yok” sayılabilir. 4000 kayıtlı sebze çeşidinden yalnız ikisinde Üniversite katkısını görmek olayın acilen ele alınmasını gerektirmektedir. Tohumculuk konusunda sektöre destek verme adına tüm paydaş, akademisyen, bürokrat ve politikacıların Türk tohumculuğunun geleceği için yeni stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir.
 Bitki ıslahı batıda oluşturulurken, özellikle ıslahçı şirketler hangi yaklaşımla, nasıl kurumsallaştılar?
 Patentli genlerin hâkim olacağı uluslar arası pazarda Türkiye’de Genotip – hat sağlayacak sistemler nasıl geliştirilebilir?
 Islahçı hakları konusunda Üniversiteler ne derece bilgilendirilmiş?
 On binlerce potansiyel üniversite kadrolarını tohumculuğa destek konusunda yönlendirdiğimizde, yarınların gerekli “hat”larını, hatta ihracata yönelik çeşitlerin genotiplerini geliştiremezler mi?
 Kamudaki personel kısıtlamalarından etkilenecek olan tarımsal araştırma kuruluşlarının sağladığı çeşit ve hatları gelecekte nereden bulacağız?
 Gelişmiş ülkelerde Ziraat Fakültelerinde yüksek lisans tezlerinin %80’ni direk olarak piyasaya yönelikken, Türkiye’de söz konusu oranın %10’ların altında olmasını nasıl değerlendirebiliriz?
 Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı sektörünün ihtiyaç duyduğu öncelikli konularda bilgi ve teknolojilerin geliştirilmesi, sektörün Ar-Ge kapasitelerinin geliştirilmesi amacıyla, uygun görülen araştırma geliştirme projelerini doğrudan desteklemeye yönelik yeni bir tebliğ yayınlamıştır (2011/4). Bu tebliğden kaç firma yararlanabilecektir?
 Bir bitkinin üretiminden işlemesine, depolamasın, ticaretine, ihracatına bir seri paydaşın bir araya geldiği örgütlenme biçiminin gerek dünyada ve gerekse ülkemizde birçok örneği vardır. ABD’de “RICE COUNCIL”, İtalya’da “ENTE NATIONALE RISI” gibi. Tohumculuk firmaları bilinen, var olan genetik materyali melezlemede kullanarak yeni çeşit çıkartır. Batıda tohumculuk firmaları gereksinim duyduğu “hat”tı (yarı yol materyali) bitki ıslah firmaları, araştırma kuruluşları veya üniversitelerden sağlarlar. Fakat Türkiye’de özel ıslah firmaları henüz kurulmamıştır. Yeni yeni yaşam savaşı veren Türk tohum firmalarından genitör geliştirme konusunda büyük desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısıyla, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, herhangi bir bitki etrafında toplanan sivil toplum kuruluşların ellerini taşın altına sokmalarının tam zamanıdır. Bir pamuk konseyi veya “Türkiye, en çok un ihracatı yapan ülke” yapan Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) üretim guruplarının araştırma konularında ellerini taşın altına koymaları sağlanamaz mı? Bu tip kuruluşların ileriye yönelik “ıslah” yatırımlarına yönlenmelerini sağlayacak “farkındalığın yaratılması”, onlara olayın öneminin aktarılması gerekecektir.
 Yarınlarda kamudaki personel kısıtlamalarından etkilenecek olan tarımsal araştırma kuruluşlarının sağladığı çeşit ve hatları gelecekte nereden bulacağız? Hollanda bir–iki meyve türü dışında tüm kamusal genetik harcamalarını kesmiştir. Bu durumda tohumculuk firmalarının gereksinim duyduğu genetik hatları sağlayacak olası seçeneklerin şimdiden tartışılması ve potansiyel paydaşların bilinçlendirilmesi kaçınılmazdır;
 Pakistan’da olduğu gibi genlerin satın alınarak ulusal tohumcu kuruluşlarının kullanımına sunabilmesi veya Brezilya’nın bir uluslararası firmaya yabancı ot ilacına dayanıklı soya çeşidi ısmarlayabilmesi gibi esnek hamlelerin uçuştuğu dünya tohumculuk atılımların nasıl ayak uyduracağız?
 Devletin ar-ge desteklerinin sağlandığı TEYDEP programlarında tarım proje oranlarının %1’lerde olduğu aşağıdaki grafikten kolayca anlaşılabilmektedir;

Bu saptamalara, ne yazık ki tohumculukla ilgili kurumların rutin uğraşlarının yanında, ileriye yönelik olarak değinilen stratejilere eğilmeleri beklenemez. 150’si Ar-Ge yapan 500’ü aşkın tohumculuk firmasının kurulması, “Bitki Islahçı Hakları”, “Biyogüvenlik”, “TÜRKİYE TOHUMCULAR BİRLİĞİ” gibi yasasının uygulamaya konması tohumculuğumuz için büyük bir gelişmedir. Ancak tohumculukta temel gereksinimi “ÇEŞİT GELİŞTİRMEK” le başlar. Öyle olunca:
 Bitkisel üretimde sürekli yeni çeşitlerin üreticiye sunulması gerekmektedir. Bu, değişen hastalık-zararlı koşullarına dayanıklı çeşitler veya dondurulmuş gıda sanayisine uygun genotipler olabilir. Değişen ekolojik koşulların yanında, gelişen agronomik fırsatlar, tüketimdeki yelpazeler bitki ıslahçılarına yeni yeni hedefler yaratmaktadır. Domates örneğinden yola çıkacak olursak: Sera, tarla, alçak tünel, topraksız tarımın kulvarlarının her biri için en uygun çeşidin geliştirilmesi ve bunun bir süreklilik kazanması işin ideal yanı. Bu uygulamanın her ekoloji, her tüketim sınıfı (sofralık – kurutmalık – salçalık) için programlanması gerekir. Bir diğer ifade ile Türkiye’nin domates üretimi için yerli yabancı her yıl onlarca yeni çeşidin devreye girmesini gerektirmektedir. Bu da özellikle tohum ıslah ederek sebze tohumculuğunu sürdüren genç yerli firmalarımızı zorlamaktadır.
 Bu tempo çalışma için maalesef “Bitki ıslahçısı” eğitimli eleman bulma şansları sınırlı. Bu konuda yurtdışından uzman transfer etmek zorunda kalmış firmalar da var.
 Kamunun yıllık yeni çeşit tescil sayısı 24’lerde kalmaktadır. Diğer taraftan küçülmesi beklenen kamu daha ne kadar bitki ıslah etmeye devam edecektir!

İki milyon çalışan sayısını yarıya indirmeyi planlayan Türkiye’nin bu sistemi sürdürmesi beklenemez. Peki uluslar arası dev tohumculuk firmaları ile rekabet etmek durumundaki genç yerli firmalarımızın gereksinimi olan yarı yol materyallerini yani genleri kim, nasıl sağlayacak! İşte bitki bazlı tarımsal örgütlerin bu amaca yönelik olarak reorganizasyonundan, binlerce araştırmacıyı elinde tutan üniversitelerin araştırmalar açısından yeniden yapılanmasına kadar, konunun temelden ele alınmasını gerektirmektedir.
Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz

Posted in tarımsal biyoteknoloji | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »

Türk Tohumculuğu İçin Yeni Stratejiler Geliştirmek Zorundayız

Posted by Nazimi Acikgoz 11/05/2019

Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında başlayan yasal düzenlemelerle tohumculuğumuz sürekli güncellenmiş ve desteklenmiştir. Açılan tohum ıslah istasyonları, tarımsal araştırma enstitüleri birçok bitkide gereksinim duyulan çeşitleri geliştirmişler ve çiftçimizin hizmetine sunmuşlardır. Geliştirilen bazı çeşitler 50 yıl gibi uzun bir süre üretimde kalabilmiştir (Tokak arpa çeşidi).

20. Yüzyılın bitki ıslahı genelde seleksiyon ve melezlemelerle devam ederken, genitör daralmasından kaynaklanan nedenlerle, bitki ıslahçılarının verim artışındaki yıllık kazanımları 1970’lerden 2010’lara, %4’lerden %0,5’lere gerilemiştir (Grafik). İşte bu gerçekler batı ülkelerinde erken fark edilmiş ve bitki ıslahı yapan araştırıcı kuruluşlara “gen,  genitör hat)” satan şirketler ve kamu projeleri devreye girmiştir. Maalesef hala fark edilemeyen, tohumculuk zincirinin bu halkasının eksikliği, Türkiye’ye pahalıya mal olacaktır.

Ülkemizde yeni tescil edilen çeşitler ıslahçı haklarının zarar görmemesi için koruma altına alınmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığının 2018 yılına ait “KORUMA ALTINDAKİ ÇEŞİTLER ve ÜRETİM SÖZLEŞMESİ YAPILAN KİŞİLER LİSTESİNDE[1]” yer alan tescilli çeşitlerden ve aynı bakanlığın bu konuda hazırladığı “BİTKİ ISLAHÇI HAKLARI RAPORUNDAN[2]”  yola çıkarak tohumculuğumuzla ilgi bazı konulara bir göz atalım. Önce, eski çeşitlerin ve hibrit çeşit olarak bilinen, yani korunmaya gereksinim duyulmayan (F1, açılma gösteren ve tekrar ekildiğinde daha düşük verim veren) tescilli çeşitlerin, korunma gereksinimi olmadığından, bu listelerde yer almadığını hatırlatalım.  

  • 2018 yılı sonuna kadar yapılan başvuruların sayısı 1997 olup, bunlarda 1067 çeşit koruma altına alınmıştır;
  • Bu çeşitler arı otu, şakayık, malus anacı, mavi yemiş, zambak gibi pek öne çıkmayan bitkilerle birlikte 95 türe aittir;
  • Bu çeşit sahiplerinin % 42’si yerli, geri kalan % 58’i yabancı uyrukludur;
  • Yabancı uyruklu başvuru sahipleri toplamda 103 olup, bunlar özel firmaların yanında, temsilen hukuk veya patent ofisi yanında avukatlardan oluşmaktadır;
  • Bu çeşitlerden yalnız 9’u, yani 1067 çeşidin % 0,8 i üç üniversiteye aittir.

Bu durumda doğal olarak söylenecek çok şey ortaya çıkmaktadır:

  • Burada, uluslararası firmaların, güvenle çeşitlerini ülkemizde pazarlayabildiklerini görüyoruz. Böylece tarımsal ürünlerimizin, ihraç potansiyelini artmıştır. Çünkü yabancı bir XX çeşidine alışmış Alman’a bu çeşidi sunamazsan, tabiiki o türü ihraç da edemezsin. Bu da Türk firmalarına rekabet gücü kazandırılması açısından önemlidir;
  • Diğer taraftan %58’i yabancılara ait olan çeşitler, ülkemizde ıslah edilmez miydi?  İşte öne çıkarılması gereken ana konu budur
  • Peki, 1067 çeşitten yalnız 9’unun, yani %0,8’inin Türk üniversitelerince geliştirilmiş olmasına ne demeli! Onlarca ziraat ve diğer yaşam bilimi fakültesi bu konuda neden suskun?  Ha bu arada listedeki yabancılara ait olan zeytin çeşidi İspanya’nın Cordoba üniversitesine ait!

Şimdi Türk tohumculuğunun en can alıcı halkası olan “yeni çeşit–genotip geliştirme” konusunu Almanya’nın nasıl çözdüğüne bir göz atalım: Orada üniversiteler YÖK biçimi bir kuruluşa değil de Eğitim ve Araştırma Bakanlığına bağlıdır. Bu bakanlık aynı zamanda ARAŞTIRMALARI da kucakladığından bünyesinde kurduğu GABI (Plant Genome Research Program – Bitki Genom Analiz Sistemi) çerçevesinde “PLANT 2030” makro projesiyle “Almanya bitki araştırmalarını” özel sektör talepleri doğrultusunda ekonomiye kazandırmaktadırlar. GABI bir kamu-özel sektör ortak projesi olup, maddi destek ağırlıklı olarak Eğitim ve Araştırma Bakanlığından gelmektedir. Özel sektörü ise WPG (Business Platform Promoting GABI Plant Genome Research e.V.) temsil etmektedir[3].

Batıda tohumculuk firmaları, gereksinim duyulan gen kaynakları ile kamu tarafından desteklenmektedir. Bu amaçla oluşturulan kamu-özel sektör üst kuruluşları, gereksinim duyulan anaç-ebeveynleri, gen-genom analiz sistemleri ile elde ederek tohumcuların hizmetine sunmaktadırlar. Bu ara geliştirilen yeni ıslah teknikleri (CRISPR) ile ıslah süresini de kısaltabilmektedirler[4][5]. İşte biz de klasik melezleme tekniklerinde gereksinim duyulan anaç-ebeveynleri, gen-genom analiz sistemleri ile zenginleştirmek zorundayız. Bu da tohumculuğumuz için yeni bir “çeşit geliştirme stratejisi” geliştirilmesini gerektirmektedir. Belki yerli çeşit geliştirme konusunda TARIMDA MİLLİ BİRLİK PROJESİ içinde MİLLİ ÇEŞİT GELİŞTİRME ALT PROJESİ sorunu çözebilir. Burada kamu, üniversite ve özel sektörün bir çatı altında toplandığı, Brezilya’nın EMPREPA[6] benzeri bir “Türkiye Tarımsal Araştırma Konseyi” oluşturulmasının yerinde olacağı önerilebilir.

Nazimi Açıkgöz

Not: Bu yazı https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2019/05/04/yeni-bitki-cesitlerimiz-pek-de-milli-olamayacak/ linkinde yayınlanan “Yeni Bitki Çeşitlerimiz Pek De Milli Olamayacak” başlıklı analizden derlenmiştir.


[1] https://www.tarimorman.gov.tr/BUGEM/Belgeler/Bitkisel%20%C3%9Cretim/Tohumculuk/Islah%C3%A7%C4%B1%20Haklar%C4%B1/Korunan_CesitList.pdf

[2] https://www.tarimorman.gov.tr/BUGEM/Belgeler/Bitkisel%20%C3%9Cretim/Tohumculuk/Islah%C3%A7%C4%B1%20Haklar%C4%B1/Bih_Rapor_2018.pdf

[3] http://www.gabi-kat.de/newsahistory/donation-to-nasc.html

[4] http://blog.milliyet.com.tr/dunyada-yeni-islah-teknikleri-meyvelerini-vermege-basladi/Blog/?BlogNo=594118

[5] https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2019/03/02/gen-duzenleme-ile-ilk-bitki-soya/

[6] http://blog.milliyet.com.tr/brezilya-tariminin-sirri-arge/Blog/?BlogNo=605287

Posted in Gıda güvencesi, tarımsal biyoteknoloji, Tohumculuk | Etiketler: , , , , , | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: